9 Ocak 2014 Perşembe

Bir Avrupa Seyahatinin Aklıma Getirdikleri

Öncelikle hepinize güzel bir 2014 diliyorum.

Kişisel gelişim açısından kendime koyduğum hedeflerden biri de bir yıl içinde daha önce görmediğim en az iki yabancı kenti görmek. "Niye?" derseniz; yabancı coğrafyaları görmenin, oralarda gezmenin, nefes almanın kişinin bakış açısını geliştirdiğini, onu olgunlaştırdığını düşünüyorum.

Mayıs ayında Dubai'ye gitme fırsatım olmuştu. O yüzden yıl kapanmadan bu hedefimi gerçekleştirmek için mutlaka yabancı bir ülkeye gitmeliydim. Aylar öncesinde eşimle bir planlama yaparak Amsterdam'a seyahat etmeye karar verdik. Hatta işi biraz abartıp oradan Brüksel'e ve Lüksemburg'a da gitme kararı aldık.

27 Aralık sabahı Atatürk Havalimanı'ndan Amsterdam Schipol Havaalanı'na ulaşmak için yola çıktık. 4 Ocak 2014'e kadar 8 günde 3 ülkede (Hollanda, Belçika ve Lüksemburg) vakit geçirdik.

Bu yazımda seyahatimiz esnasındaki kimi gözlemlerimi sizinle paylaşmak istiyorum:

Yeni Yıl Yeni Umuttur
Atatürk Havalimanı gibi her milletten, dilden ve dinden milyonlarca insanın uğradığı bir merkezin yeni yıl öncesi hakkı ile süslenmediğini Schipol'e inince net anladım. Schipol'de kendimi daha mutlu, daha keyifli ve umut dolu hissettim. TAV'a eleştirimi iletmeyi de ihmal etmedim.

Vatandaşlarımız Yurtdışına Çıkmasın
Yukarıda belirttiğim gibi yurtdışına çıkmak insanın bakış açısını geliştiriyor. İnsan kendisini ve çevresini daha net tanıyor. Peki Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatantaşlarının yurtdışına çıkmasını kolaylaştıyor mu? Ben tam aksine zorlaştırdığını düşünüyorum. İşte size iki örnek:

Türkiye'de 10 yıllık bir pasaport almak için ödemeniz gereken tutar 533,7 TL'dir. Bu linkten ücretleri görebilirsiniz. İşin kötü tarafı yaşındaki çocuğunuz için de aynı tutarı ödemek durumundasınız.

Peki sizinle bir örnek olarak Rusya'daki fiyatları paylaşayım: 5 yıllık pasaport için; 14 yaşına kadar olan bir çocuk için ödenmesi gereken tutar sadece 300 RB (20 TL). 14 yaşından büyük kişiler ise 1000 RB (66 TL) ödüyor. 10 yıllık pasaport için ise sırası ile 1200 RB (79 TL) ve 2500 RUB (165 TL).

Tabi bir de her yurtdışı çıkışında ödemeniz gereken 15 TL'lik bir harç ücreti var. Yani devlete ödediğimiz o kadar vergi yetmiyormuş gibi bir de 15 TL ödüyoruz. İşin ilginç yanı devlet bu parayı tahsil etmek için yurtdışına uçuş yapılan havalimanlarında tek işleri pul parası toplamak olan görevliler çalıştırıyor. Ne kadar verimli (!) değil mi?

Düşünsenize iki çocuğunuz var ve ailece yurtdışına çıkmak istediniz; Allah kolaylık versin. Benim bu fiyatlandırmalardan algıladığım devletin verdiği net bir mesaj var: "Oturun oturduğunuz yerde!"

Heineken ve Ahlak
Türkiye'de nasıl Coca-Cola tabelalarını birçok noktada görüyorsak Amsterdam doğumlu, 2012 geliri 18,3 milyar € olan Heineken'in ufak reklam panoları da birçok lokasyonda karşınıza çıkıyor. Amsterdam'da insanlar bira içerek barlarda sohbet etmeyi seviyor. Bira fiyatları da Euro'nun TL'den 3 kat değerli olmasına rağmen Türkiye fiyatlarına göre daha makul.


Asıl konuşmak istediğim bu değil. Türkiye'de kimi çevreler, içki yasaklarının tartışıldığı dönemi hatırlayın, zaman zaman içki içen tüm insanları "sarhoş", "ahlaksız", "kendi bilmez" gibi söylemlerle suçlayabiliyor... Bu genellemelerin ne kadar yanlış olduğunu Amsterdam'da gecenin yarısında tek başlarına bisikletle evlerine dönen kızları görünce daha da net anlıyorsunuz. O açıdan lütfen bana kimse "ahlaktan" bahsetmesin! Bu arada Hollanda'da kişi başına düşen yıllık bira tüketimi 77 litreyken, bu rakam Türkiye'de 12 litre seviyesinde. Yani arada büyük bir uçurum var.


Nakitsiz Toplum ve Verimlilik
Amsterdam sonrası uğradığımız şehirlerden bir tanesi de Lüksemburg oldu. Amsterdam'a göre daha sakin ve çok daha küçük olan bu kentte birçok noktada bisiklet kiralayabileceğiniz kiosklar var. İşin güzel tarafı aldığınız bisikleti aynı noktaya da bırakmak zorunda değilsiniz. Sadece bisikleti park alanında kilitlenecek şekilde metal yuvasına yerleştirmeniz yeterli. Biz de kredi kartımızı kullanarak bisikletlerimizi rahatlıkla aldık bu alanlardan. Kartınızdan 150 €'yu bloke ediyorlar (bisikletin çalınmasını engellemek için), sonra bisikleti teslim ettikten sonra kullanımınızı bu tutardan düşüyorlar. Fiyatlar ise oldukça makul. Bu arada bu işlemlerin hiçbiri için çalışan bir görevli yok. Yani oldukça verimli bir sistem var.


Bu deneyimim esnasında aklıma Webrazzi Ödeme Sistemleri Konferansı sonrası Point Hotel'in yanında, İspark'ın işlettiği büyük kapalı otoparkta yaşadıklarım geldi: Otopark kredi kartı ve banka kartı ile ödemeyi kabul etmiyordu. Ben de 15 dakika yürürüyerek gidip nakit para çekmiştim ATM'den. Bu duruma sinirlenip Twitter'dan da tepkimi göstermiştim.
Bisiklet ve Alçak Gönüllülük
Ben hayatımda Amsterdam gibi bir şehir görmedim. Neredeyse herkes bisiklete biniyor ve günün her anında bisikleti kullanabiliyor insanlar.  Böyle bir kentte lüks arabası ile çevresine hava atmaya çalışan insanlara yer yok gibi. Çünkü gördüğüm kadarı ile bu insanların değer verdiği şeyler daha farklı. Alçak gönüllülük bu olsa gerek.


Yazıyı daha fazla uzatmamak adına gözlemlerime burada son vermek istiyorum. Bu yolculuk sayesinde yaptığım çıkarımları başka blog yazılarında da sizinle paylaşacağım. Umarım 2014 hepimiz için yeni keşifler yaptığımız, umut dolu, verimli ve alçak gönüllü insanlarla tanıştığımız bir yıl olur.

Sevgiler.

1 yorum: