Birbirinden farklı tarihe,
mitolojiye ve/veya dini inanışlara sahip kültürlerin 'adalet'ten ne anladığı da
değişiklik göstermektedir. Her kültürün sahip olduğu etik değerler 'adalet'e
farklı anlamlar yüklemektedir. Her ne kadar birçok farklı kültürde kimi
adalet ilkelerinde uzlaşma görülse de bu ilkelerin azlığı maalesef ortak bir adalet
anlayışının gelişmesi için yeterli değildir.
Tek bir
adalet anlayışının olmadığı böyle bir dünyada markaların da adalet anlayışının ortak olmasını beklemek mümkün değil. İşte bu noktada kafamda birçok soru
beliriyor:
-
Markaların tüketicinin kalbini kazanması, başarılı olması için adil olması şart
mı?
-
Sevdiğim markalar adiller mi?
-
'Markanın adaleti' bana 'adil' gelmezken başka müşteriler ne düşünüyor,
hissediyor?
İlk
sorudan başlayalım isterseniz:
- Evet
şart diye düşünüyorum. Bir örnek verelim isterseniz: Hatırlarsanız grup satın
alma sitelerinden fırsat alan tüketicilerin en büyük şikayeti gittikleri
işletmelerde karşılaştıkları 'adaletsiz' tutumdu. Düşünsenize restoranta
gidiyorsunuz ve size mekan dolu olmadığı halde daha kötü bir yer veriliyor.
"Kusura bakmayın fırsat kuponları ile gelen müşterilerimize bu alanı
ayırıyoruz." gibi bir cevap alıyorsunuz. Bir daha bu restoranta gider misiniz? Bir da bu siteden alışveriş yapar mısınız? Arkadaşlarınıza tavsiye eder misiniz? Onlarca grup satın alma sitesinin nasıl kapandığını ve iş yapamaz hale geldiğini hepimiz biliyoruz. Acı son, ama beklenen bir son. Sizce bu tip uygulamaların bu hazin sonda etkisi olmadı mı?
Gelelim ikinci soruya:
- Evet. Sevdiğim markalar benim anlayışıma göre adil. Eğer benim adalet duygumu sarsan çarpıcı bir olayla karşılaşırsam bu markaların gözümden düşmesi de bir o kadar kolay. Bir örnek vermek gerekirse; Gezi Olayları sürecinde yaşananları objektif vermeyen, halkın önemli bir kısmının yaptığı ciddi demokratik gösterilere, tepkilere ya hiç yer vermeyen veya çok az zaman ayıran medya sektöründeki çoğu marka benim için bir anda yok oldu. Eminim binlerce insan da aynı duyguları yaşadı.
ATV Binasının Önü, 27 Haziran 2013
Son soru ise gerçekten üzerinde
çok tartışma götürür.
- Bir örnek üzerinden gidelim: Geçen günlerde Pegasus'la yurtiçi seyahat ederken 40 dakika rötar oldu. Atatürk Havalimanı'nda, uçağın giriş kapısında, sıcak bir ortamda (Nedense TAV bir türlü klimaları yeterli düzeyde açmıyor) beklemek zorunda kaldık. Uçağa bindikten bir süre sonra ise Pegasus uçağın ekranlarında Pegasus Cafe'nin sattığı yiyecekleri tanıtmaya başladı. Bunda bir şey yok sonuçta. "Low Cost Airline" segmentinde faaliyet gösteren bir marka. Sözünü (promise) tutuyor. Ancak bu benim bir tüketici olarak soru sormama engel değil. En azından Pegasus Cafe, su isteyen müşterilerine ücretsiz olarak suyu ikram edemez mi? Eğer bu çok ciddi bir maliyet doğuruyorsa, en azından rötar yapan uçaklarında böyle bir uygulamaya gidemezler mi? Benim adalet anlayışıma göre bunu yapmaları gerekiyor. Bu eksende Twitter'da 4-5 kişi tartıştık. Benim gibi düşünen insanların olduğunu gördüm... Bu adaletsiz durum Pegasus ile uçmama engel oluyor mu? Hayır. Sonuçta yine Pegasus'la uygun fiyata bilet yakarlarsam uçmaya devam edeceğim ama Pegasus benim gönül tellerimi titretmiyor ve benim aşk ile bağlanacağım bir marka değil. Başka havayolu şirketinde iyi bir fırsat bulursam onunla giderim. Acaba Pegasus ve benzeri markalar imaj reklamlarına harcayacakları bütçe ile sundukları hizmette gönül titreten aksiyonlar alsa daha çarpıcı olmaz mı?
- Bir örnek üzerinden gidelim: Geçen günlerde Pegasus'la yurtiçi seyahat ederken 40 dakika rötar oldu. Atatürk Havalimanı'nda, uçağın giriş kapısında, sıcak bir ortamda (Nedense TAV bir türlü klimaları yeterli düzeyde açmıyor) beklemek zorunda kaldık. Uçağa bindikten bir süre sonra ise Pegasus uçağın ekranlarında Pegasus Cafe'nin sattığı yiyecekleri tanıtmaya başladı. Bunda bir şey yok sonuçta. "Low Cost Airline" segmentinde faaliyet gösteren bir marka. Sözünü (promise) tutuyor. Ancak bu benim bir tüketici olarak soru sormama engel değil. En azından Pegasus Cafe, su isteyen müşterilerine ücretsiz olarak suyu ikram edemez mi? Eğer bu çok ciddi bir maliyet doğuruyorsa, en azından rötar yapan uçaklarında böyle bir uygulamaya gidemezler mi? Benim adalet anlayışıma göre bunu yapmaları gerekiyor. Bu eksende Twitter'da 4-5 kişi tartıştık. Benim gibi düşünen insanların olduğunu gördüm... Bu adaletsiz durum Pegasus ile uçmama engel oluyor mu? Hayır. Sonuçta yine Pegasus'la uygun fiyata bilet yakarlarsam uçmaya devam edeceğim ama Pegasus benim gönül tellerimi titretmiyor ve benim aşk ile bağlanacağım bir marka değil. Başka havayolu şirketinde iyi bir fırsat bulursam onunla giderim. Acaba Pegasus ve benzeri markalar imaj reklamlarına harcayacakları bütçe ile sundukları hizmette gönül titreten aksiyonlar alsa daha çarpıcı olmaz mı?
Mayıs ayında iş için Dubai'ye
gittiğimde Hilton Jumeirah
Residence'ta kaldım. Minibar paralıydı. Ancak minibarın yanındaki
duvarda bir panoda şu cümle yazıyordu: "Bizim için değerlisiniz.
Vücudunuzu susuz bırakmayın. Lütfen su için. Ücretsizdir." İşte beni
sarsan, adalet kokan bir cümle!
Şimdi isterseniz biraz siz de düşünün. Bir tüketici olarak hangi markaların hangi uygulamalarını,
yaklaşımlarını adil bulmuyorsunuz? Eğer bir marka yönetiyorsanız, bir marka
için çalışıyorsanız; markanızı hangi aksiyonları alarak daha adil
yapabileceğinize odaklanın ve lütfen düşüncelerinizi bizimle paylaşın.
Adalet dolu bir hayat bizim
olsun!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder