Bütün iş bir kaç dakika sürüyor, ama kimsenin beklemeden sıkıldığı yok- aslında Guinness içme keyfinin başta gelen özelliği bu bardağı yavaş doldurma ritüeli. Ama bahse girerim bilmiyorsunuz. Bu ritüel rastlantı eseri bulunmuş bir şey değil. Zamanın giderek değer kazandığı 1990’ların başlarında Guinness Britanya Adaları’nın her yerindeki publarda büyük bir kan kaybı yaşamaktaydı. Neden? Çünkü müşteriler bardaklarındaki biranın yüzeyinin durulması için 10 dakika beklemek istemiyordu. Bunun üzerine firma bu rahatsızlık unsurunu erdeme dönüştürmeye karar verdi.
Reklam kampanyalarını şöyle değiştirdiler: “Sabredenler iyi şeyleri hak ederler.” Kusursuz bir bardak ancak 119,53 saniyede dolar”.... Böylece kısa sürede bir ritüel oluşuverdi. Ve şirketin zeki reklamları sayesinde bira doldurma sanatı bira içme deneyiminin ayrılmaz bir parçası haline geldi.”¹
Gerçekten de hayatta bir çok ritüelimiz yok mu?
Sabah kalkıp güne hazırlanmak ile başlayan ve gün bitinceye kadar süren onlarca ritüel. Bunun dışında haftasonuna özel ritüellerimiz yok mu? Sevdiğimiz insanlarla yaptığımız daha geniş zamana yayılmış kahvaltı, dostlarımız ile kurduğumuz güzel bir akşam yemeği sofrası veya ailece gidilen bir piknik, çay demleyip içmek, tuttuğumuz futbol takımının maçına grupça gitmek içinde bir çok ritüeli barındırmamakta mıdır? Hayatımızdaki özel günlere ait ritüeller yok mudur? Evlilik teklifi, nişan, düğün vs. kültürden kültüre değişen kendine has ritüellere sahip değil midir?

Kahvaltı Ritüeli
Yukarıda buy.ology kitabından altıntı yaptığım Martin Lindstrom, 2007 yılında dünyanın 34 şehrinde yayalar üzerinde yapılan bir incelemede ortalama yayanın adımlarının 5,63 km/saat hıza ulaştığının saptandığını ve bu rakamın on yıl öncesine göre 10 kat fazla bir hız olduğunu söylüyor. Her şey gerçekten hızlanıyor. Hızlanma ile birlikte hızla yaptığımız bir çok işten aldığımız tadın da değiştiğini düşünüyorum. Bir tarafa da artan belirsizlik ortamını (küresel krizler, ısınma problemi vs.) koyarsak bu noktada insanoğlunun sevdiği ritüellere daha fazla önem verdiğini ve vereceğini düşünüyorum. Bu ritüeller bir taraftan da kişinin aidiyet (ilişkinlik) ihtiyacını karşılamıyor mu, kişiyi duygusal anlamda daha mutlu, huzurlu hissettirmiyor mu?
Hiç unutmam üniversitede öğrenciyken özel ders verdiğim annesi ve babası boşanmış, ergenlik çağında olan öğrencim tam bir Nike fanatiğiydi. Dönüp bakıyorum da Nike’da bir aidiyet arıyordu. Nike sahibi olmak onu bir grubun üyesi yapıyordu. Ürünlerin hizmetlerin birbirine çok benzediği dünyada, duygusal anlamda farklılaşmak zorunda olan markalar bir yanda, diğer tarafta duygusal arayışta olan tüketiciler...
Markaları güçlendirecek olan, tüketicilerin ritüellerinin içinde yer almaktır veya onlara içinde yer almaktan keyif alacakları ritüeller sunmaktır.
Sizin markanız hangi ritüellerin içinde?
Kalın sağlıcakla.
Kaynaklar:
¹ Buy.ology, Lindstrom Martin, Optimist Yayınları, Nisan 2009,
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder