Son 21 günde Türkiye tarihi açısından oldukça önemli gelişmelere şahit olduk.. Bildiğiniz gibi çıkış noktası Gezi Park'ı olan eylemler dalga dalga ülkenin farklı illerine yayıldı ve farklı yoğunlukta, derinlikte devam ediyor.
Her ne kadar hükümet tarafından Gezi Parkı'nın yerine yapılması planlanan Topçu Kışlası Projesi kamuoyu ile Haziran 2011'de paylaşılsa da işin şekillenmesi ve gelişmesi zaman aldı. Tabii bu süreçte bu gelişme karşısında tepki gösteren, mücadele eden gruplar oluştu. Ama olumlu bir sonuç alamadılar.
27 Mayıs'ı 28 Mayıs'a bağlayan gece yarısı kepçelerle girilen parkta yıkımı az sayıda kişiden oluşan ve birbirine sosyal medya üzerinden haber veren bir grup engelledi. 28 Mayıs günü ise kepçelerin önünde direniş devam etti. Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in de yer aldığı tarihi görüntüleri hatırlamakta fayda var:
Ardından polis sabaha karşı Gezi Parkı'na müdahalede bulundu. Polisin kullandığı gazın ve şiddetin ölçüsü günden güne artıyor, bununla beraber konudan haberdar olan insan sayısı da katlanıyordu.
30 Mayıs'ta sabaha karşı 5 gibi Taksim meydanında, Sabiha Gökçen'e gidecek olan otobüse binmek üzere beklerken, ben de gazı genzimde hissetmiş ve öfke ile aşağıdaki tweet'i atmıştım.
Kontrolsüz güç Gezi Park'ı direnişçilerini kamuoyunun gözünde daha da meşru kılıyordu...Yabancı basın yönünü Türkiye'ye her geçen gün daha fazla çevirmeye başlamıştı. Herkes Türkiye'de ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Gündemde Türkiye vardı.
Bu sürede bildiğiniz gibi toplumsal tepkiyi yeri geldi meydanlarda, sokaklarda kendimiz verdik; yeri geldi sosyal medyadan (özellikle Twitter'dan), yabancı ve kimi yerel medyadan takip ettik/edebildik gelişmeleri. Paylaşımda bulunduk... Ağladık, güldük, söylendik, öfkelendik, hüzünlendik, umutlandık!
Her ne kadar şu an farkında olmasak da bu kısa sürede toplumsal hafizamıza birçok kelime, cümle, slogan, an, fotoğraf ve sahne işlendi. Kolay kolay da unutmayacağız...Artık farkında olmasak da "değiştik".
Tabii bu bir süreç ve yaşamaya devam ediyoruz. Örneğin; bu yazıya başladığım için farkında olmadığım Taksim meydanındaki pasif direnişçi 'duran adam'dan şimdi haberim oldu. An itibarı ile dünya çapında "trending topic" kendisi.
Ben, son üç haftada "gaz bulutuna rağmen"; kendimizi, hayatımızı, ailemizi, çevremizi, ülkemizi ve dünyayı daha net görmeye başladığımızı düşünüyorum.
Bu uzun girişten sonra yazımın ikinci bölümünde bir pazarlama profesyoneli olarak, mesleki bakış açımla; biraz da görmekte zorlananlara (hiçbir ayrım yapmaksızın) samimiyetle destek olmak amaçlı; daha açık örneklerle dijital dünya ve sosyal medya çerçevesinden yeni dünyayı anlatmayı planlıyorum.
Sağlıcakla kalın.
Not: Son üç haftadır yaşanan olaylarda ölen tüm insanları saygı ile anıyor ve yaralanan da acil şifalar diliyorum.



Topluma mutlak şekilde teslim olmak, bütünüyle onun esiri olmak gerekir. Toplum ancak o zaman yalnızca kölelere, ruhsal olarak intihar etmiş kimselere saygı duyar. En büyük "Erdemin" sakinliği ile kalınabilmesi umuduyla...
YanıtlaSilYaşanan farkındalığın paylaşımı ve kaleminiz için teşekkürler...
Berrin